DiyetisyenKİŞİOĞLU'nun Kaleminden

Covid-19 Beslenme İlişkisi

Ülkemizde yeni vaka sayıları gün geçtikçe artarken karantinadaki Covid-19 hastalarının doğru beslenmesi ve tükettikleri besinlerin niteliği büyük önem taşıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin güçlü kalması bu süreçte çok önemlidir. Covid-19 beslenme ilişkisi kapsamında bağışıklık sisteminin güçlenmesi için demir, çinko, Omega 3, B12,C vitamini, probiyotik kullanımının ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Covid-19 karşı etkili bağışıklık sistemini güçlendiren vitamin, mineral ve takviye edici gıdalar ;

Demir: Eksikliğinde bağışıklık sistemini güçsüz düşürür ve enfeksiyonlara duyarlılığı artırır. Kırmızı et, yumurta, kuru meyveler, kuru baklagiller ve yeşil sebzeler yanında C vitamini alınmalıdır. C vitamini demir emiliminin vücudumuzda artmasına yardımcı olur.

Çinko: Bağışıklıkta önemli rolü vardır. Et, karaciğer, yumurta ve deniz ürünleri, çinkonun en iyi kaynağıdır.

Omega 3: Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmayı sağlar. Balık (uskumru, somon, sardalye), ceviz, badem, soya filizi, koyu ve yeşil yaprak sebzeler, keten tohumu, semizotunda bulunur. Haftada 2-3 kez 150 gram kadar alınmalıdır.

B12: Bağışıklık sisteminde, sinir sisteminde ve kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımında görevlidir. B12 vitamini, et, süt, peynir, yumurta ve balık gibi sadece hayvansal besinlerde bulunur.

C vitamini: Antiviral ve antibakteriyal etkisinin yanı sıra bağışıklığı arttırır ve güçlendirir. Turunçgiller, yeşilbiber, maydanoz, kiraz, kavun önemli kaynaklarıdır.

Probiyotikler : Biyolojik değeri yüksek süt ve süt ürünleri probiyotik ve prebiyotik içeren gıdalar, sindirimi kolaylaştırır ve bağışıklık sistemini güçlendirirler. Bağışıklık sistemini güçlendiren dost bakterilere probiyotik adı verilir. Kefir, probiyotik bir besindir ve ayrıca B vitaminlerinin emilimini da artırır.

 

Covid-19 ‘a Karşı Etkili Besinler

Sirke: Tüketimine bağlı olarak gözlemlenen olumlu sağlık etkileri yaklaşık 10 bin yıl öncesine kadar dayanmaktadır. İlk defa, tıbbın kurucusu olarak atfedilen Hipokrat tarafından sirkenin sağlığa faydalı olabileceği belirtilmiştir. Antik zamanlardan beri, sirke antiseptik bir ürün olarak yaraların iyileştirilmesinde ve enfeksiyonlarla mücadele amacı ile kullanılmıştır. Sebze-meyve dezenfektanı olarak da kullanılabilir hatta suyunuza birkaç damla sirke ilave ederek içebilirsiniz.

Tarhana: Biliyoruz ki tarhana Türk kültürünün vazgeçilmez çorbasıdır, hasta olduğumuz söylediğimiz ilk kelime sana sıcak bir tarhana yapayım bir şeyin kalmaz. Vitamin mineral ve antioksidan içeriğinin yanı sıra besleyici özelliği de yüksektir.

Çörekotu: Ekstraktının sağlıklı hücrelere zehir etkisi yapmayıp, tersine olumlu etkisi olduğuna ilişkin bulgular vardır. Tohum özsuyu ve tohum yağının antiviral ve antimikrobiyal etkisinin olduğu bildirilmiştir. Çörek otu tohumunun günlük 30 mg/kg oral kullanımının bağışıklık sistemini güçlendirici etkilerinin olduğu yönünde çalışmalar mevcuttur.

Sarımsak: Yemeklere lezzet verici olarak kullanılmasının yanında birçok hastalığı tedavi etmek amacıyla da kullanılmaktadır.

Kefir: Düzenli tüketildiğinde vücut direncini arttırma da çok önemlidir.

Zencefil: Asya kökenli bir bitki olan zencefilin sağlığa yararı çok eski zamanlardan beri bilinmektedir, yüksek vitamin ve besin kaynağıdır.

Kekik: Kramp çözücü, dezenfekte edici ve balgam söktürücü olarak kullanılmaktadır. Akciğer ve bronşlar başlıca kullanım alanlarındandır.

Bal: Yıllardır medikal tedavide kullanılır, içerdiği vitamin mineral ve aminoasitlerle doğal ilaç olarak kullanılmaktadır. Sadece bakterilere karşı değil virüs, mantar, parazitlere karşı da antimikrobiyal özellik göstererek bağışıklık sistemini güçlendirir. Yaraların hızlı iyileşmesini sağlar. Ağız yoluyla alınan bal immün sistemi güçlendirir.

 

Bağışıklık Sistemimiz İçin Nelerden Kaçınmalıyız ?

Öncelikle alkol virüsü öldürür söylemlerini bir kenara bırakarak unutmamalıyız ki alkol bağışıklık sisteminizi zayıflatır. Ayrıca anksiyete, korku, kaygı ve depresyon semptomlarını arttırdığı bilinmektedir. Korona virüse karşı koruyucu veya tedavi edici düşüncesi ile alkol tüketimini arttırmayınız. Aksine savunma mekanizmanızın baskılanmaması için alkol tüketiminiz var ise azaltınız.

Mutfakta geçirilen zamanın artması ile evde yapılan yemeklerin karbonhidrat ve yağ içerikleri artmaktadır. Bu durumu kontrol altında tutmak için sağlıklı tarifler ile menünüzü zenginleştirmelisiniz. Yağda kızartma yerine fırında pişirme, ızgara gibi pişirme yöntemlerine öncelik vermelisiniz. Trans yağlardan kaçınarak ceviz, fındık, fıstık, kabak çekirdeği gibi yağlı tohumlar, gıdaların ve yemeklerin içinde bulunan yağlar ile günlük yağ ihtiyacınızı karşıladığınızı unutmamalısınız.

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinler için ideal enerji alımının maksimum %5’inin eklenti şekerden gelebileceğini belirtmektedir. Canınız tatlı çektiğinde önceliğiniz her zaman taze meyveden yana olmalıdır. Bu asla tatlı yiyemeyeceğiniz anlamına gelmez fakat porsiyon ve sıklıklarına dikkat etmeniz gerekmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketiminin 5 gramdan az olması gerektiğini söylemektedir. Ülkemizde tuz tüketim ortalaması 18 gramdır.  Konserve, dondurulmuş, işlenmiş ve salamura gıdaların tuz içeriği yüksektir. Aşırı tuz tüketiminden kaçınmak için öncelik olarak bu gıdaları daha az tercih etmelisiniz. Buna ek olarak yemekleri tatmadan tuz ekleme alışkanlığımız var ise bundan vazgeçin. Mide problemimiz yoksa diğer tuz yerine diğer baharatlardan faydalanarak tuz hissini sağlayabilirsiniz.

 

Bol su için!

Tüm bu önerilerin yanı sıra en önemlisi su içmeyi asla unutmamalısınız. Tüm dikkat ettiğimiz noktaları vücudumuzda su ile bütünleştiğini düşünebilirsiniz. Tüm sistemlerin ve hücrelerimizin görevlerini yerine getirmesi için suya ihtiyaç duyarız. Güne büyük bir bardak su ile başlayın. Vaktinizi en çok masada geçiriyorsanız, masanıza mutlaka su şişenizi koyun. Tadını cazip bulmuyorsanız limon, nane, maydanoz, tarçın gibi sevdiğiniz bir aromadan faydalanın.

Gün içerisinde artan çay, kahve tüketiminiz var ise bunların vücudunuzdan su atımını hızlandırdığınızı unutmayın. Hem susuzluk hem artan kafein tüketimi uyku düzeninizi ve uyku veriminizi olumsuz etkiler.

Uyku düzeninize  dikkat edin !

Uyku / melatonin: Üretim ve salınımı karanlık ile başlar ve aydınlıkla sona erer. Aydınlık dönemin uzaması veya aniden ışığa çıkılması melatonin üretimini durdurur. Bu nedenle melatonine “karanlığın biyokimyasal tanımlayıcısı” şeklinde sembolik bir isim de verilmiştir. İnsanlarda melatonin salınımı karanlığın çökmesinden hemen sonra başlar (20:00-23:00), gecenin ortasında (02:00-04:00) pik düzeylere ulaşır, sabah saatlerinde (07:00-09:00) ise sona erer. Gece uykusu olmayan kişilerde melatonin az salgılanacağı için vücut kendini yenileyemez. Bağışıklık sistemi zayıflar. Hastalıklara geçirgenlik artar.

 

UNUTMAYIN!

Yeterli ve dengeli beslenmeye giden yol çeşitlilikten geçer. Çeşitli bir beslenme programına sahipseniz ve teşhisi konulmamış bir vitamin eksikliğiniz yok ise hekiminize danışmadan besin takviyesi kullanmayınız. Gereksiz takviye kullanımı toksisiteye, karaciğer ve böbreklerimize yüke sebep olur.

Yeterli ve dengeli beslenmediğinizi düşünüyorsanız besin takviyesi kullanmaya başlamadan önce mutlaka hekiminize danışın!

Unutmayın! Korona virüse karşı en büyük gücünüz bağışıklık sisteminizdir.

Diyetisyen Mehmet Fatih KİŞİOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir